“ Elbette. Kimseye ait olmayan bir elmas bulduğunda, o senindir. Bir fikir ilk senden çıkarsa, gider patentini alırsın ve sana ait olur. Yıldızlar da benim, çünkü benden önce onlara sahip olmayı hiç kimse düşünmedi.”
“ Evet, bu mantıklı “ dedi küçük prens. “ Peki onlarla ne yapıyorsunuz?”
“ Onları yönetiyorum. Onları sayıyorum ve tekrar sayıyorum. Beni sonuç ilgilendiriyor.”
Bu cevap küçük prensi tatmin etmemişti. “ Eğer ipek bir atkım varsa, onu boynuma dolar ve yanımda götürürüm. Bir çiçeğim varsa, onu koparır ve yanıma alırım. Ama siz yıldızları koparamazsınız!”
“ Evet ama onları bankaya koyabilirim.”
“ O ve demek?”
“ Yani yıldızlarımın sayısını bir kağıda yazar, kağıdı bir çekmeceye kilitlerim.”
“Hepsi bu mu?”
“Evet, bu yeterli.”
“Ne eğlenceli” diye düşündü küçük prens. “Oldukça da şiirsel. Ama çok gereksiz bir davranış.”
Küçük prensin önem verdiği şeyler büyüklerinkinden çok farklıydı.
“Sahip olduğum bir çiçek var ve ben onu her gün sularım “ dedi küçük prens. “Üç tane yanardağım var, onları da her hafta temizlerim. Sönmüş yanardağı hiç ihmal etmem. Kim bilir, belki bir gün o da yanabilir. Bu yaptıklarım, sahip olduğum şeyler için yararlıdır. Ama sizin yıldızlara hiçbir yararınız yok.”
İş adamı konuşmak üzere ağzını açtı, ama söyleyecek hiçbir şey bulamadı. Küçük prens de kendi yoluna devam etti.
“Büyükler, “ dedi “ kesinlikle çok tuhaflar.”
14.
Beşinci gezegen çok değişikti. Şimdiye dek gezdiği en küçük gezegendi. Burada ancak bir lamba direğiyle bir lamba yakıcısına yetecek kadar yer vardı. Küçük prens gökyüzünün bir köşesinde, evlerin ve insanların olmadığı bir gezegende lamba direğiyle lamba yakıcısının ne işe yaradığını merak etmişti doğrusu.