“Yanardağın aktif ya da sönmüş olması bizim için fark etmez. Önemli olan onun bir dağ olmasıdır” dedi coğrafyacı.
“Peki ama efemeral ne demek?” dedi sorduğu sorunun yanıtını almadıkça asla vazgeçmeyen küçük prens.
“Efemeral, kısa ömürlü demektir.”
“Benim çiçeğim kısa ömürlü mü?”
“Elbette.”
“Benim çiçeğim efemeral” dedi küçük prens kendi kendine. “Ve kendini dünyadaki tehlikelere karşı koruyabilmek için sadece dört tane dikeni var. Ve ben onu orada tek başına bıraktım.”
İlk kez pişmanlık duymuştu küçük prens. Ama cesaretini yeniden toplayarak:
“Şimdi bana nereye gitmemi önerirsiniz? Diye sordu.
“Dünyaya,” dedi coğrafyacı, ”çok ünlü bir gezegendir.
Ve bir yandan çiçeğini düşünerek, yoluna devam etti küçük prens.
16.
Yedinci gezegen Dünyaydı.
Dünya öyle sıradan bir gezegen değildir. Orada yüz bir tane kral, yedi bin tane coğrafyacı, dokuz yüz bin iş adamı, yedi buçuk milyon ayyaş, üç yüz on bir milyon kendini beğenmiş vardır. Bir başka deyişle, yaklaşık iki bin milyon tane yetişkin.
Dünyanın büyüklüğü hakkında size bir fikir vermek için şunu söyleyebilirim: elektriğin icadından önce dünyadaki kara parçalarını aydınlatabilmek için, tam dört yüz altmış iki bin beş yüz on bir lamba yakıcısına gerek vardı.
Bu ordunun görüntüsü müthişti. Tıpkı bir bale grubu gibi hareket ediyorlardı. Sahneye önce Yeni Zelanda’nın ve Avustralya kıtasının lamba yakıcıları çıkardı. Lambalarını yakar, sonra da uyumaya giderlerdi. Ardından Çinli ve Sibiryalı lamba yakıcılar gelirdi. Onlar da lambalarını yakıp sahneden çekilince, sıra Rusya’nın ve Hindistan’ın lamba yakıcılarındaydı. Afrikalı ve Avrupalıların ardından Güney Amerikalılar, son olarak da Kuzey Amerikalılar gelirdi sahneye. Bu sıra asla değişmezdi. Hiç hata olmazdı. Muhteşem bir gösteriydi bu.